“Kendi varoluşunun bir nedenini bulamayan şey, var değildir.” -Spinoza
“İnsan bilmediği şeyler hakkında daima abartılı düşüncelere kapılır.”-Albert Camus
Kaosun İçinde Düzen, Düzenin İçinde Kaos
Evrenin bir düzen içinde işlediğini söyleyenler var. Sebep-sonuç ilişkisi, her şeyin belirli bir plana göre ilerlediği fikri… Ama gerçekten böyle mi? Yoksa biz mi öyle görmek istiyoruz? Çünkü bazen her şey anlamlı ve mantıklı görünürken, bazen de tüm bu düzenin içinde kaosun yankılarını duyuyorum.
Spinoza der ki: Evrenin bir planı vardır. Her şey olması gerektiği gibi olur. Biz de bu dev mekanizmanın içinde, onun yasalarına göre işleyen birer parçayız. Özgürlük sandığımız şey bile aslında bu yasaları anlamaktan ibarettir. Direnmek yerine uyum sağlarsak huzura ereriz.Ama bu bana fazla kesin geliyor. Çünkü ne zaman düzeni görsem, arkasında bir belirsizlik hissediyorum.
Newton’un deterministik evreninde her şey teoride öngörülebilir gibiydi. Eğer başlangıç koşullarını bilirsek, geleceği de bilebilirdik. Ama sonra kuantum mekaniği geldi ve her şey değişti. Artık biliyoruz ki, evren atom altı seviyede olasılıklarla işliyor. Kesinlik yok, sadece öngörülemez eğilimler var. Ama bu tamamen rastgelelik mi? Yoksa bizim henüz çözemediğimiz daha derin bir yapı mı?
Spinoza yaşasaydı, “Belirsizlik dediğiniz şey, aslında sizin eksik bilginiz” derdi belki. Ama artık mesele sadece bilginin eksik olması değil. Kuantum dünyasında klasik anlamda belirlenim yok, olaylar olasılıksal bir dağılımla şekilleniyor. Ama işin ilginç yanı, büyük ölçeklere baktığımızda bir düzen oluşuyor. Tıpkı kaos teorisinin söylediği gibi: İlk bakışta düzensiz gibi görünen şeylerin bile altında bir yapı var.
Belki de asıl mesele, bizim kaos ve düzeni ayrı kavramlar olarak algılamamız.
Camus, evrenin anlamsız olduğunu ve insanın anlam arayışının absürt olduğunu söylüyordu. Spinoza ise düzeni kabul etmenin huzur getirdiğini. Ama belki de mesele, teslim olmak ya da başkaldırmak değil.
Belki de mesele sadece var olmak.